.

‍Kalbimdeki bütün notalarla;
Ruhunu çalmak istedim sevgilim.
Gözbebeklerinde görmek istedim ayın yansımasını, geceyarılarında.
Shakespeare’den soneler ezberledim,
Ellerini daha uzun tutabilmek için.
Şarkılar söyledi evren. Türküler okudu, bütün ağaç köklerine şifa diye.
Piyanomun telleri uzandı; benden, sana
Yol inşa etti yolu uzak etme diye.
Fakat sen gelmedin, hemde hiç.

Larosa

‍‍‍Nerede parlak,
Nerede mat?
Hayatın en büyük yanılgısındayım.
Ya da yanılgısıyım.
Boktan metoforlarla dolu karmaşık bir kafam var artık.
Fay hattındayım, ya da fay hattı benim
Üzerimde.
Ağlasam ortadan yarılır dünya ikiye
Gör gör çıplaklığı, gör beni! gör ellerimi bırakan herkesin; adiliğini ya da adilliğini.
Yolumdan çıkmadım. Çıkmak için şans vermediler, yoktu. Bomboş bir sayfa açtım, her seferinde kalın çizgiler çizdim üzerine, her bir sayfa diğerini tekrar etti. yoruldum.
Çocukluğumun yazgısı da, çizgisi de bırakmadı yakamı yıllarca…Bir yengeç gibi kıskacı sıktı boğazımı umursamazca.
Pervasızca kadehlerimi kaldırdım,kana kana içtim şarabı yılların susuzluğuna.
Ona da bir kadeh kaldırdım. Sustum.
Sustum çığlıklarımı bağıran şiirler yazdım kafamda.
Tonlarca kilo oldu beynimin içi,
Kustum.
içeriye girme benim kavgam var orada.
Ben benimle benim için bana!
üşürsün kovuğumda gelme bana
Ellerimi de tutmayın, soğuklar artık.
Gözlerime de bakmayın yalancı inançlarla.
Parlak parlak mı mat mı güneşi ruhumun?
Öksüz saçlarımı okşayan sadece rüzgardı yıllarca
Gidin benden, benim kavgam var kafamda. Yorar sizi gözlerime bakmak.
Artık ruhum tek başına dans etmek istiyor karanlıkta.
Karanlıktan korkan çocukluğumu sarıyorum artık büyük olan kollarımla.
Yaralı parmaklarımla kesiyorum halatını ölü bedenimin.
Kaskatı olmuş kendimi yakıp küllerimi savuruyorum penceremden aşağıya.
Hem güvercinim bile artık gelmiyor balkonuma.
Ayı ve güneşi görüyorum yanyana
Beni sev larosa, beni en çok yaralı kalbimden sev.

Song for you

‍‍‍‍‍It’s not your time to fly, now.
I’m still waiting here.
Yesterday The moon smiled at me.
And said don’t fear ’cause I’m right here.
But I’m cold without you.
Darling;
I’ll be there,
If you don’t come here.
Sky is crying to hide my tears,
And to water your flowers.
my patience is running out,
For to see you again.
I already knew, all your wounds.
But I couldn’t do anything…
Darling, because; I’m just a little star trying to light up the dark sky.
I wanna repairs…
I wanna repairs,
I wanna fix your all broken pieces.
I wanna kiss your heart.
please dance once again with the world. Once again shine for my sky.
I wanna hold you.

.

Soğuk bir aralık gecesinden beri;
‍‍‍‍Kurşun geçirmez değil artık kalemim.
Mürekkebim dağılıyor…
Kendimi sona hazırlıyor gibi;
Her satırı yenilgiyle harmanlıyorum.
Geri dön diyemem, isa değilsin.
Kan çanağı gözlerimi, her mevsim değişen gökyüzünde; aya dikiyorum.
Gözlerine bakmak gibi değil…Ayın beni yaralayan bir tarafı var artık.
Baktıkça kanıyorum…
Güzler, baharlara karıştığında; bakire meryem beni doğuruyor karanlık bir sabaha.
Güneşin olmadığı bir diyarda, bir yaprak gibi kuruyorum yavaşça.
Sessizce yok oluyor aydınlık tarafım.
Yarım kalıyorum.

18′

Turuncu yengeç

‍Uyansam başka bir zamanda.
Bir sahilde, sabahın doğduğu o ilk anda.
Gözlerim artık bozuk olmasa ve sabahın bütün maviliğini koklasa gözbebeklerim.
Bambaşka bir şey olsam… turuncu bir yengeç mesela.
Güzelliğine dalsam.
Sıcağın, yanağına değiyor olduğunu izlesem. Gözlerini kapatırken, yüzüne yerleştirdiğin gülüşünden öpsem.
Sonsuza kadar bu sahilde kalsam, seninle.
Akşam olsa ve düşüncelere Dalsan. Yüzündeki yarı ciddi, yarı hüzünlü ifadeyi kazısam ruhuma.
Ruhum ruhuna karışsa.
Sahilde, turuncu bir yengeçin güzelliğini izlediğini fark etmeden. Dünyada böyle bir yengeç olduğunu bile bilmeden. Kendini derin sulara atmakla neydi aklından geçen.
Başka bir sahile vurdu bedenin.
Ellerimden kayıp gitmemesini çok isterdim…tekrar.
‍Vahşiliğin son bulmasını Diledim.
Gözlerimi kapatıp çiçeğimi kokladım.
Uzun zaman sonra değdi kokun ruhuma.
Ellerimden kayıp giden güzel melodili bir şarkıydın yalnızca sözlerini hatırladığım…

Mavi

Mavi kurbağa, yemyeşil çalıların arasında. Yalnız ve ıslak. Gitme.
Mavi kurbağa üşüyor ama sebebi ıslak olması değil, sadece yalnız…
Ah seni sarsam, mavin aksa kalbime.
Beni bırakma, seni bırakmam.
İlham aldığı bütün şarkılar acıklı.
Biraz gözyaşı, biraz tellerin titrekliği.
Gözlerim kamaşıyor… yoksa patlayacak da kelebek mi olacak? Turuncu.
Başımın döndüğünü hatırlıyorum. Başım daha önce bu derece dönmediği için şaşırıyorum. Gözlerim maviyi arıyor. Porselen. Lütfen gitme, ak kalbime.
Uzun yeşil otlar, derin çamurlu bataklık. Güzel bir koku alıyor burnum. Mavi.

Yeknesak dünya

‍‍Aristokratlar memnunlar taşların altında, böcek krallığı yönetmekten.
Büzülmüş ağızlar adım atmıyorlar bir kelimeye… Ya korkaklıktan, yahut üşenmekten! Zeyreklerde kelle bırakmadı celladlar. Denyolar, idiotlar cirit atıyorlar cinli sokaklarda. Konkre gerçekler, günyüzüne çıkıyor işte tam bu zamanlarda! Kuş kursakları doluyor. İnsanlar yanılıyorlar. Kan, dehşet değil cehalet! Kuşlar uçmuyor artık, yılanlar sürünmüyor. Gölgede pis bir koku var. Çürümüş meyve ve sebzeler, gübre bile olmuyorlar. Şekerrenk sabahlar doluyor dimağıma. Ellerim! onlar reddediyor bütün bu gerçekleri… İlmeğin ucunda geziniyorum; Parmak uçlarım ve düşüncelerimle. Şimdi beni lime lime edecek cesareti bulamıyorum diye bütün bunlar. Sadece tek ayak, tek tabure. Küllerimi okyanus alacak ve suyu içenin aklına geleceğim…Tek bir soru var avuçlarımda. O da…

KJHHB

Kulaklarımda, son dinlediğim şarkı çalsa. ve ben giderken, son uğurlamaya ilk sen gelsen. Kalbimde çalan son şarkıyla dans et delice. yağmurlar yağsın, kokun Yayılsın tüm limanlara. en çok sen gel mezarıma, toprağım şenlensin. Ve sen bayramda bir çocuk kadar neşeli, uzaktaki güller kadar güzel… Gözlerin, p gözlerin; ışık misali parlayan renklerle dolu. Bir anne kadar şefkat dolu ve bir baba kadar fedakâr…
Sen ki; mezarda açan bir çiçek. Kulaklarımda son şarkı çalıyor ve sen geliyorsun başucuma. Ben toprağın altında, son düşen yaprak misali giderken ölüme… sevgilim ah o gülüşündeki ferahlık… ve artık akşam oluyor sırası geldi gitmenin…

*3*

Bu bahar da gelmeyecek gibisin…
Olsun, ben yine de beklerim.
Güzel çehreni düşlerim bir kavağın altında. Usulca esen rüzgarda, düşlerim de bekler seni. Bu bahar da gelmeyecekmişsin rüzgar fısıldadı kulağıma. Titrerken Kavağın yaprakları bir şarkı çalındı kulağıma. Sessiz, hasret dolu nameler titredi dudaklarımda. Bu bahar değil yalnız… hiç gelmeyecekmişsin. Kurumuş gitmiş nefesin bir çamın kucağında. Düşlerimde yalnız sen. Sen de yok olup karışmışsın rüzgarlara. En güzel şarkı kulaklarımda, sen düşlerimde, kavağın gölgesinde… yüreğimde bir sızı, nefesim karışıyor rüzgara… sen gittikten sonra ne hacet yaşamaya. İlle de sen gel. Duydum ki bu bahar da yoksun. Bu bahar kavak yok , çam yok yalnız bu bahar değil her baharda artık bekleyiş sona eriyor. Kavağın yaprakları salınıyor son nefesimde şu bedbaht ömrümün son çırpınışları. Sana karışıyorum rüzgarda, gel sevdiğim. En son anımda gel, baharda gel… yalnız sen gel…

*Çok eski bu çok… İnanın ki, paylaşmamak için çok uğraştım… ama o, küçük bir çocuk gibi dürtüp durdu beni rüyalarımda. Ruhumda olan bir şeyin parçası bu şiir. Kalbimde olanın güzelliğine ait. Onun gibi güzel olmasa bile, ona ait her şey gibi güzel. Huzur içinde yat bahar çiçeğim. Belki şansım döner de yanına gelirim.*

Sterliçya

‍Portakal ağaçları çizeceğim senin yeryüzüne.
şiirlerimi gökyüzüne karşı okuyacağım. Break my heart…
Break my heart, two thousand pieces. whatever you want.
Yine de seni sevmeye devam edeceğim.
You are my sunrise, and my sundown.
I love you, like a child loves a flower…
Sen benim gül goncam, ay ışığım, narin sterliçyam. Beni bırakıyorsun çöllere. Fakat unutma sterliçya! olduğum her yerde;
Denizler adını sayıklıyor.
Bulutlar gökyüzünde simanı yansıtıyor. Kokunu uzaklardan rüzgar getiriyor bana.
Fakat sen gelmiyorsun. Bir kere bile.